GÜL EDA
Duvarda boynu bükük siyah beyaz bir resim.
Sağ kanadı kırılmış bir melek heykelinin hemen yanında.
Melek toz içinde ve yorgun.
Dilsiz anlatıyor her şeyi
Bir boşluğa taht kurmuş çırpınıp duran kadıncağız.
Doğasında var analık.
Hiç gülmeyen kaderine inat Gül eda koydu kızının adına.
Doğdu bin bir acıyla,
Temizledi onu yağmur.
İnsan olmak mı zor ?
Yoksa Kadın olmak mı ?
Fotoğrafa baktı Gül eda
ve hatırladı.
Ucu yanık bir ekmek için yediği ilk tokadı.
İşte o gün hiç susmayan çığlıkları kardeş edindi.
Sürekli gürleyen beyni infaz buyurdu eşitsizlikleri.
Siper etti kendini her kirpiği üşümüşlere…
Güller düşledi tüm emekçi kadınların saçlarında.
Ve dolaştı dört bir yanını dünyanın gerçekleştirmek için hülyasını.
Afrika’da gördü başında yük taşıyanları.
İran’da gözlerinin feri sönmüş kilim dokuyanları.
Moğolistan’da elma yanaklı çiftçileri
Adana’da pamuk toplayan mevsimlik işçileri
Zorunluluktan değil sevdiği için evlendi.
Benzemedi kaderi annesine.
Ne şiddet gördü eşinden,
Ne de yok sayıldı sözleri.
Anne, baba birde çocuk.
Rengarenk gülen çehreli çerçevesini
astı eski anne baba resminin yanına
Ve gülümsedi hayata.